• Tamer Gerek

Buddha'nın Hayatı


M.Ö. 6. yüzyılda dünyaya gelen Siddhartha Guatama, veya Buddha olarak bildiğimiz kişi, hayatı ve deneyimleri Budist dinin temelini oluşturan manevi bir öğretmen ve liderdi.

Siddhartha Guatama'nın doğumu ve ailesi

Gelecekte Buddha ismini taşıyacak olan, Siddhartha Guatama m.ö. 6. yüzyılda Lumbini'de, günümüzdeki Güney Tibet bölgesinde dünyaya gelmiştir. Sanskritçe bir isim olan Siddhartha, "hedefine ulaşan" anlamını taşımaktadır, Guatama ise soy ismidir. Babası kral Suddhodana Shakya, büyük bir kabilenin lideriydi, fakat tarihi metinlerde kalıtsal bir kral mi, yoksa kabile reisi mi olduğu açıkça belirtilmemiştir. Suddhodana, günümüz Hindistan'ında yer alan Koliya klanın prensesleri olan, Maya ve Pajapati ile evlendi. Maya, Siddhartha'nın annesiydi, fakat doğduktan kısa bir süre sonra dünyaya gözlerimi yumdu. Daha sonra ilk budist rahibe olacak Pajapati ona annelik yaptı, sevdi ve büyüttü. Siddhartha'nın kayıtlara geçen bir diğer akrabası ise, Buddha'nın öğrencisi olan kuzeni Ananda'ydı.

Kehanet ve genç yaşta evlilik

Prens Siddhartha henüz bir kaç günlükken, kutsal bir kişi Siddhartha'nın ilerde, ya bir imparator ya da spiritüel bir öğretmen olacağını gördüğü bir deneyim yaşamıştır, ve kehanetini kralla paylaşmıştır. Fakat kral Suddhodana, oğlunun spiritüel bir öğretmen olmasına kesinlikle karşı çıkmıştır, ve birinci kehanete önem vererek bu öngörüye göre oğlunu eğitmeye başlamıştır. Oğlunu muhteşem bir lüksün içinde büyütüp, onu dinden ve insanların yaşadığı acılardan özellikle uzak tutmaya özen göstermiştir. Ailesi tarafından düzenlenip kuzeni olan Yasodhara'yla 16 yaşındayken evlendirilmiştir. Yasodhara, bir Koliya reisinin kızıydı ve kral Suddhodana'nın ablasının annesiydi. Ayrıca, ileride Buddha'nın öğrencisi olacak Devatta'nın kardeşiydi.

Dört yüce gerçek

Prens Siddhartha, hastalık, yaşlılık veya ölüm gibi kavramlarla hiç tanışmamış, bolluk ve lüks içinde zamanın durduğu ve adeta bir hayal dünyasında hayat sürdüğü sarayı terk edip dış dünyayı görmek için bir gezintiye çıkmaya karar verdiğinde 29 yaşına gelmişti. Prens, hayatı boyunca dışarıdaki dünyayı merak etmiştir ama babasi onu bu düşüncesinden uzaklaştırarak oldukça uzun süre dizginlemeyi başarmıştır, fakat en sonunda prens merakına yenik düşerek, saraydaki at arabası sürücüsüne şehrin kırsal kesimlerine doğru onu gezdirmesini istedi, ve babasının izni olmadan gitme şansını elde edip, hayatını tamamen değişmesine sebep olacak bu eylemle yeni hayatının tohumlarını ekmiştir. Siddhartha, yaptığı bu gezisinin ilk etaplarında, yaşlı bir insanı, hasta bir insanı, ve bir cesedin taşındığını gördüğünde onu derinden sarsıcak ve içinde bulunduğu dünyayı aslında hiç bilmediğini fark etmiştir. Yaşlılığın, hastalığın, ve ölümün sert realitesi, prensi oldukça derinden etkilemiştir. Gezisinin sonunda ise hayatında hiç karşılaşmadığı amaçsızca dolaşan bir sofuya rastlamıştır. Prens onun kim olduğunu sorunca sürücü ona, dünyevi zevklerinden vazgeçmiş olduğunu, ölüm korkusu ve acı çekmek gibi duygulardan arınabilmek için arayışta olduğunu söylemiştir.

Siddhartha'nın sarayı terk edişi

Yaptığı bu oldukça sarsıcı ve uyandırıcı gezisinden sonra, prens bir süreliğine saray hayatına geri dönmüştür, ancak içinde bulunduğu yaşantıdan artık hiç zevk alamamıştır. Eşi Yasodhana'nın bir bebek dünyaya getirecek olmasının haberi bile onu mutlu edemedi. Dünyaya gelecek olan oğlunun ismi "zincir" anlamını taşıyan Rahula olması bile ruhuna bir kilit daha vurulacağını sembolize eder gibi hissedip tüm duvarlar üstüne üstüne geliyormuş hissiyle yaşamaya nasıl devam edeceğini düşünmeden duramaz hale gelmiştir. Prens bir gece sarayı yalnız dolaşmaya karar verdiğinde, bir zamanlar onu mutlu eden lükslerin şimdi ne kadar anlamsız geldiğini, onun içindeki bu köklü değişimin artık daha fazla dizginlemeyi başaramayacağına her adımında daha emin oluyordur. Prens Siddhartha gezinirken, uyuyakalmış müzisyen ve dansçı kızların yüzlerine baktığında tek gördüğü şeyin hastalık, yaşlılık ve ölümün onları toz haline getireceğini gördüğünde, içinde bastırmaya çalıştığı duyguları artık doruklara ulaşmıştır ve o andan itibaren artık bir prens hayatı yaşayamayacağına karar vermiştir. Eski hayatı ve kimliğini geride bırakıp sarayı apar topar terk etmeden önce, saçlarını tıraşladı, ve süslü kıyafetlerini, dilenci cübbesine değiştirip, yepyeni bir kimlikle gerçek dünyayı tatmaya artık hazır bir şekilde, onun da tanışmak için sabırsızlandığı, o yeni insan olarak ilk adımlarını attı, ve böylece bildiği ve yaşadığı tüm lükslerden vazgeçip, aydınlanma yolculuğuna başlamıştır.

Arayış başlamıştır

Siddhartha, tanınmış spiritüel öğretmenleri aramaya başlamış, ona zamanın dini felsefelerini, ideolojilerini, ayrıca meditasyon yapmayı öğretmişlerdir. Fakat öğretmenler bildikleri tüm öğretilerini ona aktardıklarında Siddhartha'nın ruhunu kemiren soru ve kuşkular kalmaya devam etmiştir. Siddhartha ve eğitim aldığı beş arkadaşı alamadıkları soruların cevaplarını kendileri bulmak, ve aydınlanmak için oradan ayrılmışlardır. Altı arkadaş, ruhlarını arındırmak için bedenlerine, acıya dayanmak, nefeslerini tutmak ve neredeyse açlıktan ölene kadar oruç tutmak gibi çeşitli fiziksel zorluk yaşatmışlardır, fakat Siddhartha hala memnun değildi, ulaşmaya çalıştığı noktaya varmak için yöntemin bu olmadığını anlamıştır. Zevk duygusundan vazgeçmekle, bu zevkin tam tersine tutunduğunu fark etmiştir; yani acı çekmek ve kendini aşağılamak gibi duyguların da zevkin verdiği haz gibi kölesi olabileceğimizi ve bu iki farklı olgu arasında, aslında aşırıya kaçıldığı zaman çok fark olmadığını keşfetmiştir. Bu olguyu fark ettikten sonra bu iki aşırılık arasında bir yol bulmak için düşünmeye başlamıştır. Bu orta yolu düşünürken çocukluğunda yaşadığı, zihninin yoğun bir huzur halinde olduğu deneyimi aklına gelmiştir ve özgürleşmenin yolunun, zihnin disiplin edilmesiyle olduğunu anladı. Aç kalmak yerine, başarı ya ulaşmak için kendini beslemesi gerektiğini fark etti. Yoldan geçen küçük bir kızdan pirinç lapası kabul edince, arkadaşları arayışından vazgeçtiğini düşündüler ve onu terk ettiler.

Buddha'nın aydınlanması

Siddhartha kutsal bir incir ağacı olan Ficus Religiosa, sonrasında ise Bodhi -aydınlanmış anlamı taşıyan- olarak bilinen ağacının altında oturup meditasyon yapmaya başlamıştır ve derin bir meditatif bilinç hali yakalamıştır. Meditatif halde olduğu sırada zihni onu budizmde, Mara olarak bilinen şeytanla -egosuyla- savaştığını yansıtmıştır. Şeytanın ismi yok ediş, ve bizi tutsak edebilecek tutkularımızı sembolize etmektedir.

Mara ilk başta, Siddhartha'ya saldırmaları için bir canavar ordusu gönderir, fakat o hareketsiz bir şekilde meditatif halde kalmaya, düzenli nefes almaya devam etmiştir. Sonra Mara'nın en güzel kızı Siddhartha'yı baştan çıkarmaya çalışmıştır fakat bu denemesi de başarısız olmuştur, Buddha konsantresini korumaya devam etmiştir. Son deneme olarak ise, Mara aydınlanma mevkiinin ona ait olduğunu söyledi. Mara'nın spiritüel becerilerinin Siddhartha'nınkinden daha üstün olduğunu söyledi. Mara'nın korkunç askerleri de "Biz onun şahitleriyiz!" diye bağırdılar. Mara, Siddhartha'ya meydan okuyarak "Sana peki kim şahitlik edecek?" diye sorduğunda, Siddhartha yere dokunarak dünya; "Ben tanıklık ediyorum!" diye gezegen titreyerek kükredi ve Mara birden yok oldu. Sabah yıldızı gökyüzünde gözüktüğünde Siddhartha Guatama aydınlanma yaşadı ve Buddha oldu.

Öğretmen Buddha

Buddha aydınlanma deneyiminden sonra bilgilerini aktarmaktan çekiniyordu çünkü yaşadığı tecrübesi o kadar derin bir ruhsal yoğunluğa sahipti ki kelimelerle ifade edemiyordu, nasıl doğru bir şekilde aktaracağını bilmiyordu. Onun öğretilerini dinleyen kişilerin, onun yaşadığı deneyimlerin aynısını yaşamadıkları sürece yanlış anlaşılacağından, öğretilerinin sadece kavramsal bir bakış açısı oluşturacağından korkuyordu, bu sebeplerden ötürü tecrübelerini ifade edebilmek için öncelikle aktaracağı kavramların olgunlaşması gerektiğini düşünüyordu. Buddha, kendi aydınlanmasıyla ilgili öğretilerini aktarmak yerine, insanların kendilerini aydınlanmaya götürebilecek yolu bulmanın uygulamalarını öğretmesi gerektiğini keşfetmiştir. "Zihni berraklaştırarak ve terbiye ederek yanılgılar kaybolur ve gerçek realite deneyimlenebilir".

Kendini hazır hissettiğinde, şimdiki Uttar eyaleti Pradesh, Hindistan'da bulunan Deer Park'a gitti ve orada onu terk eden 5 arkadaşını buldu, ve ilk onlara öğütler verip bilgilerini aktarmıştır. Bu öğüt "Dhammacakkapavattana Sutta" yani "Dört Yüce Gerçek" ismini taşımaktadır. Buddha kendini öğretmeye adamıştır ve yüzlerce takipçisi olmuştur. Bu süreç içerisinde babası kral Suddhodana'yla uzlaşıp geçmişte yaşananlar geride kalmıştır. Eşi Yasodhara, rahibe ve öğrencisi olmuştur. Oğlu Rahula ise yedi yaşında rahip adayı olmuştur, ve ömrünün geri kalanını babasıyla geçirmiştir.

Buddha'nın son sözleri

Buddha, öğretilerini paylaşmak için hiç durmaksızın yolda olup, Kuzey Hindistan'ı ve Nepal'in tüm bölgelerini ziyaret etmiştir. Hakikat arayışında olan çok çeşit takipçileri vardı. "Pali Canon" kitabında yer alan Mahaparinibbana Sutta'sına göre, Buddha 80 yaşındayken, Parinirvana, yani ölümsüz hal alacağını, dünyevi bedenini terk edeceğini açıkladı. Açıklamasından sonra ise Cunda isimli bir demir işçisinin ona sunmuş olduğu son yemeğini yedi. Yemeğini yedikten sonra birden rahatsızlanıp yere düşen Buddha, ona eşlik eden Ananda'ya, Cunda'nın ona sunmuş olduğu yemekten ölümünün kaynaklanmadığını söyleyip onu ikna edilmesini istedi. Sonra ise Buddha'nın ona eşlik etmiş olan Bhikkulara -budist rahiplere- eğer varsa, soru veya şüphelerini son kez açıklığa kavuşturacağını teklif etti. Buddha'nın son sözleri ise şunlardır; "Her olgu bir gün yok olmak zorundadır. Bu yüzden özgürlüğünüz için yorulmadan çabalayın." Ölümünden sonra, Buddha'nın bedeni, yakılmıştır ve külleri ile kalıntıları ise dünya çapında bir çok tapınağa götürülüp günümüze kadar muhafaza edilmiştir.

2008 Ağustos ayında arkeologlar, Çin'in Nanjing kentinde bulunan Qixia isimli budist tapınağının altında bir taş sandığın içinde 1000 yıllık bir minyatür tapınak bulmuşlardır. Altın ve gümüşten olan minyatür tapınak modelinin içinde bir taş benzeri obje ve bir yazıt bulmuşlardır. Yazıtta; bu sandığın için Buddha'nın kafatası kemiğinin bir parçası saklanmaktadır yazmaktadır. Minyatür tapınak Nanjing Şehir Müzesinde sergilenmektedir.

Buddha milyonlara ilham kaynağı oldu

Yaklaşık 2500 yıl sonra bile, Buddha'nın öğretileri dünya çapında hala bir çok insan tarafından uygulanmaktadır, ve antik öğretilerini modern dünyamıza bile kolayca entegre edebilmektedirler. Ayrıca insanlar bilincini geliştirdikçe budizmi bir din olarak değil, hayat felsefesi veya spiritüel bir yol olarak görmektedirler. Günümüzde 400 ile 550 milyon insanın budizm felsefesini benimseyen birey olduğu biliniyor.

"Bu dünyayı yaratan, zihnimizdir" -Buddha

Referanslar:

- Dört Yüce Gerçek (Dalai Lama)

- http://www.chinadaily.com.cn/china/2010-06/13/content_9973119.htm

- Mahaparinibbana Sutta

- Tibet Ölüler Kitabı (Bardo Thödol)

Spiritüalizmde Bu Hafta

Copyright © 2016 Galaktik Haber Tüm Hakları Saklıdır.